Selemetis ile 1-3 Nöbeti

Merhaba sevgili ev sakinleri,

Bugün burada bilgisayarımın öteki ucunda, sizlerden habersizce buluşmuş olduğum Selemetis var. Onunla çok güzel iki saatlik bir sohbet ettik. Fandom’a girişinden Moonlight Shadow Spoilerlarına, oradan en sevdiği hikayenin itirafına kadar uzanan yolda sizlerin de birer bardak sıcak çikolata eşliğinde aynı tadı almanızı diliyorum.

Merhaba sevgili Selemetis! Yani pek çoğumuzun bildiği isminle Selemetis. Benim için Su, arada Sel, az aralıklarla Metis. Peki sen genelde hangisini kullanıyorsun?  (şimdiden söyleyeyim çoğu soru bilale anlatır gibi olacak :))

Selam, Erce!! Sel’i kullanmıyorum, Su diyen var, Metis diyen var… Tam adımla hitap eden var ki birkaç gün öncesine kadar çok kullanmıyordum, sanırım artık sorun etmiyorum. Sanırım Metis daha bir önde oluyor. *güler* (mi diyim ne diyim??)

(ne istiyorsan onu söyle, raad ol) O zaman ben sana Su demeye devam edeyim. Ödevime biraz çalıştım gibi ama çalışmayanlar için önce seni tanıyalım. Selemetis kimdir? *mikrofonu uzatır*

Öhm öhm, Selemetis 18 yaşında, üniversite birinci sınıf öğrencisi, amatör bir yazardır. Bundan bir buçuk sene kadar önce fandomları keşfettim, kısa süre içinde de yazmaya başladım zaten. Özgün yazmaya da bu yıl kendimi alıştırdım diyebilirim. Kendi halimde, sessiz sakin olmasam da elimden geldiğince zararsızımdır. *güler* Selemetis büyük bir fangirldür, sevdiği her şeyin ve herkesin fangirlü olma potansiyeline sahiptir. Sanırım bu kadar, *kameraya şaşkın şaşkın bakar*
*boğazını temizler* Radarına yakalanmasak iyi olacak gibi. Fandomda yeni olmana rağmen pek çok hikaye yazdığını görüyorum. Ayrıca bir çevre de edinmişsin hızlıca.

Onu ben de nasıl yaptım bilmiyorum açıkçası, bir bakmışım epey yazmışım. Hoşuma gitmiyor değil *güler* Çevre konusuysa sanırım biraz çenem düşük, o yüzden.

Bu sırf çene düşüklüğünden kaynaklanmıyor olsa gerek, Ev’in ilk üyelerindensin gördüğüm kadarıyla *sanki bilmiyormuş gibi yapar*

(hhahahahahahah) On sekiz numaralı oda benimdir, evet, ilk üyelerden olduğum için epey mutluyum ben de. (tişikirlir the group)

İlk demişken pek çok şeyde de ilk sıradasın evde. Bunun da sırf çene düşüklüğünden olduğunu düşünmüyorsundur herhalde?

Yok, o hayran kurgu bölümündeki atağımdan kaynaklanıyor sanırım. Yazdığım şeyleri severek yazıyorum, okuyanlar da bu enerjiyi alıyorlar sanırım. *Okuyan herkese kucak dolusu sevgiler yollar* (iki kere sanırım demesem iyiydi)

*gülümser* Hayran Kurgu demişken, evde bir Potter rüzgarı estiriyorsun. (ki herkes benim Potter’ı ne kadar sevdiğimi (!) biliyor.) Moonlight Shadow nasıl gidiyor?

*heyecanlanır* (Tabii, günceldeki sevgin hepimize bulaşıyor *güler*) Moonlight Shadow iyi gidiyor, bu zamana kadar yazdığım en uzun hayran kurgu hikayesi kendisi.Yazmaktan çok mutluyum, okurlar da mutlu diye düşünüyorum.

Moonlight Shadow konusu açılmışken şu soruyu sormak zorundayım: Sirius’u gerçekten öldürecek misin? Yani belki yaşar? *umutla bakar*

Ama üzülürüm deme öyle *gözlerini kaçırır* Ben her ne kadar OC sevsem de canon olaylardan kopamıyorum maalesef. O yüzden… *yutkunur*

O zaman şunu sormak zorundayım, Artemis’e ne olacak? (Moonlight Shadow severler buraya dikkat) Daha pek çok soru var sorulacak ama- Artemis’i yedinci senede çok zorlayacağını tahmin ediyorum ve nedense onun *kötü kaderi* bana pek de iyi bir final almayacak gibi geliyor. *gözlerini devirir*

Ama efenim bu düpedüz spoiler! Artemis yedinci senede zorlanacak, evet. Gerek ailesi, gerek arkadaşları… Canonu biliyoruz, ne kadar iyi bir kader verebilirim orası muamma.*gözleri dolar*

(Bari Fred yaşasın!) *haykırır* *ehem* Patronus’u ne demiştin?

*yere bakar* Patronus’u kızılgerdan kuşu kendisinin -ki salı günkü bölümde göstereceğim zaten.

*yahey* Ve Fred’in hediyesi ne? *gözlerini büyütür*

Fred’in hediyesi de gelecek bölümlerde çıkacak efenim hihi.

Tamam tamam, Moonlight Shadow’u didiklemeyi bırakıyorum. Seni de zor duruma daha fazla sokmayayım. Sıradaki sorum şu: Selemetis nasıl yazıyor? Neler ona ilham veriyor? Bu konuları nereden bululyor?

Teşekkür ederiim!! Selemetis nasıl yazıyor çok güzel bir soru ya. Çünkü one shotlar nasıl çıkıyor, belli bir noktası yok. Bazen bir şarkı (özgün one shotlarda çoğunlukla şarkı) ilham veriyor mesela, oturup kısacık bir şeyler karalıyorum. Bazen bir resim oluyor ya da tamamen nereden geldiğini bilmeden, kafamın içinde beliriyor. Ama mesela Kelid hikayemi rüyamda görmüştüm, o da o konuda tek zaten.
Bir de hayran kurgu çok geniş bir dünya zaten, doldurulabilecek ya da ilham verecek olan milyonlarca noktası var.

Plunged into the Time, bence konusu çok güzeldi. Rüyanda tüm hikayeyi görmüş olamazsın, değil mi?

Hayır, *güler* ama prolog kısmına yetecek kadarını görmüştüm. Zaten kurgu kendi kendini oluşturdu ondan sonra.

Bir Spin-Off ya da devam hikayesi düşünüyor musun peki? Halihazırda en uzun özgünün olma ünvanını da taşıyan hikayene bir devam pek de fena olmazdı hani?

(Ehem, ufacık bir şeyi düzelteyim, en uzun özgünüm Kırlangıç Mevsimi.) Spin-Off düşünmüyorum çünkü sanırım kafamdaki her şeyi yazdım ve bitirdim onunla ilgili. Başka özgünlere bakacağız sanırım. *tebessüm eder*

(Benim listemde neden KM yok lan??) *sayfaları kontrol eder* Evet, oymuş. Neyse sorumun orasını sorulmamış sayalım. Özgün karakterlerine girelim diyorum ben. En sevdiğin hangisi? Ve En çok hangi karakterin sana benziyor?

Bana en çok benzeyen karakterim şüphesiz KM’nin Celandine’i. En sevdiğim de valla bir top 5 listem var, hepsi gözümün nuru. Ike, Vance, Celandine, Jesse ve Irma… Ama içlerinden ennnn sevdiğimi sanırım seçemiyorum.

O zaman bu biraz top 1 listesi oluyor, hepsi aynı sırada olduğuna göre. *şapşalca gülümser* En sevdiğin hikayen hangisi peki ve neden?

*güler* ay evet öyle oldu, ama ne yapayım ya… En sevdiğim renk mor. Nedenini bilmiyorum, bana daha çok hitap ettiğini düşünüyorum, kendimi rahat hissediyorum mor rengiyle.

*yazdığını tekrar kontrol eder* Evet, tamam gece 02:10 şu anda ve yazarımız uyuyor. Hikayeyi sormuştum ben ama renk de olur aslında. *gülümser* 

PHAHAHAHAAHAHAH ben de diyorum neden renk!
Ay rezillik!
Dur biraz utanayım kendi içimde.
En sevdiğim hikayem Kırlangıç Mevsimi *hikayeye sarılır*
Çünkü ana karakteri kendime benzetiyorum ama bunun da ötesinde yazarken bana çok mutluluk verdi, en büyük sebebi bu. Yani yazdığım her şey, yazmak beni çok mutlu ediyor zaten ama KM’nin farklı bir enerjisi vardı o konuda…

Peki o zaman şunu soralım (ask.fm mode on) evde en beğendiğin hikaye? Ve evet, sadece bir tane istiyorum.

Erce ama bu ayıptır. *kameraya sitcom bakışı atar* Eskiden Alara’nın Beceriksiz’iydi ama o şu an evde olmadığı için oyumu yine aynı yazarın I’m In Here’ından yana kullanacağım

Ayrıca soru da çok zordu, epey eleme yapmam gerekti. *suratını asar*

Farkettim. Benim acımasız olduğumu bilmeyen kaldı mı? *etrafa şüpheli bakışlar atar* Beni zaten beğenmediğini bildiğim için favori hikayen olmak da beklemiyordum aslında *güler*

Erce ama sen çok dark yazıyorsun ben o kadar karanlık temalara alışık değilim deme öyle :((

Evde hangi temayı kullanıyorsun? Evet, bunu kendi ajandam için soruyorum.

Evde v1.b2’yi kullanıyorum efenim. telefonumda ise yaz teması var!!

Yaklaşan etkinlik EKG’ye katılacak mısın? Aklında bir kurgu var mı? Yoksa rüyaya mı yatacaksın?

EKG’ye katılmak istiyorum, aklımda bir iki fikir var ve seni üzecek biliyorum ama bunlar yine HP. *güler*

*somurtur* Yeni yazarlara, yazmak isteyenlere, yazmak isteyip de çekinenlere önerilerin var mı? Bence birkaç ipucu vermelisin. Kısa sürede nasıl iyi olunur anlat bakalım.

Çekinmeyin ve biri size eleştiri yaptığında alınganlık yapmayın. Çünkü birincisi içinizdeki cevherin sönmesine sebep olur, ikincisi ise olduğunuz yerde saymanıza… Kısa sürede ne kadar, nasıl iyi olunur bence basit: yazarak. Aklınızda ne varsa, neyi yazmak istiyorsanız yazın çünkü bir kere ördüğünüz duvarları yıktığınızda kendinizi daha iyi hissedeceğinize inanıyorum. Bu konuda bir otoriter değilim, söylediğim her şey etkili olmayabilir ama çekinmeme konusunda ısrarcıyım. Aklınızdakileri dışarıya vurmadan daha iyi olamazsınız.

(Blockta olduğum için bu söylediklerine uzaktan bakıyorum) Zamanında hiç haşlamış mıydım seni? Bir gönderme var gibi de bana *sinsi sinsi gülümser*

*güler* Hayır canım, senin tarafından haşlanmadım -henüz- gönderme yapmadım, yapsam BAKIN ERCE BANA BÖYLE DEMİŞTİ falan derdim *pis pis güler* Demek istediğim çekingenlik ve alınganlık bir yazarın kendine yaratabileceği çok büyük iki engel.

Söylemek istediğin son bir şey varsa, onları da alalım kapanıştan önce. Selam falan göndermek istersen eğer-

Yorgun argın bu röportajı yaptığın için sana, betama, aslında The Group’un tamamına, yazmaya başladığım andan beri elim ayağım her şeyim olan Licenta ve Nyxeia’ya çok teşekkür ederim! (Almanya’da dayım olsa ona da teşekkür ederdim ama ucuz atlattık)

*hepsine el sallar* ben de selamlarımı gönderiyorum, özellikle de praetorium’daki o yakışıklıya *göz kırpar* En önemlisi sana teşekkür etmek istiyorum Su, beni kırmayıp hemen teklifimi kabul ettiğin, gecenin 1-3 nöbetini benle paylaştığın, iyi bir yazar ve arkadaş olduğun için. Umarım evdeki yolculuğun, A Jaw Dropper gibi kitaplar olup bizlere ulaşır. Kendine çok iyi bak.

*duygulanır* Sözlerin için çok teşekkürler, çok mutlu oldum. Sen de kendine çok iyi bak Erce!! *kalpler fışkırtır*

Erce Yazar:

Est. 1991 - ITU Electronics and Communication - Hikaye Evi, Ev Sahibi - Okur, Yazar, Çizer, Söyler.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.